BABALAR İKİYE AYRILIR. SORUMLU ve SORUNLU BABALAR…

Baba olmak, iyi insan olmaya çalışmak gibi. Tecrübe ederek öğreniliyor. Yaşayarak öğreniliyor. Oğlum şurdan  bi’ kilo iyi yerinden “babalık” tart denilmiyor. Benim babam şöyleydi, böyleydi biz böyle gördük, cümlesi bit pazarına bile sığmıyor. Adının önüne en etkili ünvan da gelse baba olmaya katkı sağlamıyor. Zaten dünyanın en ucuz hiç maliyetsiz işi baba olmak. Biraz şehvet, bir kaç damla döl. Maliyeti yok yani.

Çocuk olmuş, genç olmuş, okullar bitirmiş, master yapmış, her yaşında gelecek yıllları  için sürekli hayaller kurmuş, beynini, aklını, maddi gücünü örgütlemiş ve her şeyi yaşamak için tüm imkanlara erişmiş ama o da ne sen babasın diyen bir bariyer. Üstelik vatan toprağı kadar kutsal geçilmez bariyer.

Toplumda rolü belirlenmiş babanın, evin direği, ailenin reisi. O adam benim babam denmiş. O yüzden önce evdekilerin tüm sorumluğu sekiz köşeli kaskete sığmalı! Çatının altında kim varsa önce onlar mutlu olmalı. Tatile evlatlar gitmeli. En son moda giysileri onlar almalı.  Devlet okulları da ne? Onlar kolejlerde okumalı. Hatta baba, kredi ile falan ev almalı, araba almalı ki evlatlarına evler, arabalar ve yüklü miras bıraksın! Baba evlatları için yaşasın. Yani baba denilen “erkek”, “adam” evleninceye kadar ne yaşadıysa yaşadı ve hayatı orada kalmalı. Neden? Çünkü o baba! Dünya turu hayallerini, karavan almayı, sahil kasabasında bir oda evde yaşama hevesini unutmalı. Bir de son nefesine kadar annelerini çok sevmeli. Annelerini hiç üzmemeli. Olur da boşanırsa o baba dünyanın en günahkârı! Selam bile verilmemeli. Hırs ve kin her şartta ve ortamda kusulmalı. Neden? Çünkü o baba! Baba, yaşına bakmıyorsun der çocuklar! Yaş ne yavrum diye sorsan falanca amca, filanca amcayı örnek gösteririverirler. Baba yanlışlıkla falancanın oğlu şunu başarmış dediğinde “sur” üflenir, babanın küçük kıyameti kopuverir!

Elleri nasırlı bir baba her şeyinden kısar şehirde okuyan kızına binbir yoklukla harçlık yollar, kızımız mekanlarda salınır. O nasırlı baba ile bir fotoğraf koymaz instogromono! Zirâ fakirlik ve emekçilik ayıptır bizim ülkemizde. Baba yere düşen her ter damlasından gurur duyar. Çünkü çocuğu onun yapamadığını yapacaktır. Okuyacaktır!

Baba olmak zor elbette. Yıllardır geceleri radyo programımdan biliyorum. Baba olamamış çok erkek var. Kızlarının “gözlerine ve sözlerine nem düşüren” çok adam var. Nefretle babalarını anlatan kadın dinleyicilerimden biliyorum. Örneklendirme yazsam siz de aynı cümleleri kurarsınız, kız 27 yaşında, adam evlenmiş yeni eşine kızını söylememiş! Kızı yok hükmünde. Adam yeni evlenmiş “canparem” diye “yeni” kadınla yaptığı çocuğunu paylaşıyor! Önceki eşinden olan n’oldu birader? Örneklerim çok ama ben “kötü örnek, örnek olmamalı” diyenlerdenim. Yetmiş yaşında yeniden evleniyor ama dengeyi kuramıyor. Evlatları uzak olsun varsın hatta keşke nüfus kaydından düşse, o nasılsa “yeni kadının eteğinin altına saklanıyor.”
Nerden tutsan tutarsız.

Sanırım her şeyin başı insan olmak! Zarif olmak. İnce düşünebilmek. Baba olmak kolay. Maliyetsiz. Üstelik çokta zevkli bi’şey. Evlat gibi değil, eş gibi değil, baba gibi değil insan gibi yaşamak ve davranmak çözüme daha yakın. Ahlakî ve insanî değerlerle yaşamak sanki daha bi kulağa hoş geliyor.

O yüzden sonradan edinilen baba sıfatını unutun.

Ne der kainatın efendisi “kendi nefsin için istemediğini başkası için isteme.” Nefis için baba, anne, kardeş, evlat farketmez. Nefis, kelepçeli bir haydut!

Babalar da insan “abartmayın!”

Saygıda, sevgide ve hürmette kusur etmeyelim kâfî, çünkü duaları “peygamberden sonra geliyor!” Emir büyük yerden.

Baba olmak zor, insan olmak kolay.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir